Hakan Fidan Döneminde Türkiye-İran Temasları ve Çatışma Çözümü Diplomasisi
- Erhan Erdemir
- 2 gün önce
- 21 dakikada okunur

ÖZET
Bu çalışma, Hakan Fidan’ın dışişleri bakanlığı döneminde Türkiye’nin İran merkezli diplomatik temaslarını arabuluculuk diplomasisi ve çatışma yönetimi bağlamında incelemektedir. Türkiye’nin İran’a yönelik yaklaşımı kriz azaltma, kolaylaştırıcı diplomasi, bölgesel denge ve temas kanallarını açık tutma çabasıyla şekillenmektedir. İran dosyası nükleer meseleyle sınırlı bir dış politika başlığı değildir. Suriye, Irak, sınır güvenliği, Güney Kafkasya, enerji güvenliği, yaptırımlar ve İsrail-Filistin savaşı bu dosyanın ana parçaları arasında yer almaktadır. Hakan Fidan’ın 2023 Tahran ziyareti ve aynı yıl Tahran’da düzenlenen Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu, Türkiye-İran temaslarının ilk somut örnekleri olarak değerlendirilmektedir. 2026 yılında İstanbul’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yapılan görüşme ise ABD-İran nükleer görüşmeleri öncesinde diplomatik zeminin hazırlanması bakımından önem taşımaktadır. Cenevre’de yürütülen dolaylı ABD-İran görüşmeleri ve Viyana’da gündeme gelen teknik görüşmeler, Türkiye’nin arka plan diplomasisiyle sürece katkı sunabildiğini göstermektedir. Hakan Fidan’ın rolü temas kuran, mesaj taşıyan, gündem ayrıştıran ve müzakere zeminini destekleyen bir diplomatik aktör olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin İran dosyasındaki genel yaklaşımı, temas, denge ve kriz azaltma üzerine kurulu bölgesel bir arabuluculuk diplomasisi biçiminde değerlendirilebilir.
Anahtar Kelimeler: Hakan Fidan, Türkiye, İran, arabuluculuk, çatışma çözümü, Cenevre, Viyana.
1. GİRİŞ
Hakan Fidan’ın dışişleri bakanlığı dönemi, Türkiye dış politikasında güvenlik, diplomasi ve kriz yönetimi arasındaki ilişkinin daha görünür hale geldiği bir döneme karşılık gelmektedir. Fidan, 2023 yılında dışişleri bakanı olarak görevlendirilmiştir. Bu görevden önce uzun süre Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı yapmış, ayrıca dış politika ve güvenlik alanlarında farklı kamu görevlerinde bulunmuştur. Dışişleri Bakanlığı’nın biyografisinde Fidan’ın MİT Başkanlığı, TİKA Başkanlığı, Başbakanlık Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği gibi görevleri yer almaktadır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, t.y.-c; Millî İstihbarat Teşkilatı, t.y.). Fidan’ın Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişi, akademik eğitimi, güvenlik bürokrasisindeki uzun süreli görevleri ve dış politika alanındaki kurumsal deneyimi, dışişleri bakanlığı dönemindeki diplomatik yönelimlerin güvenlik ve kriz yönetimi ekseninde okunmasına imkân vermektedir.
İran; coğrafi yakınlık, uzun kara sınırı, enerji ilişkileri, ticaret hacmi, sınır güvenliği ve bölgesel kriz alanlarındaki etkisi nedeniyle Türkiye açısından özel bir önem arz etmektedir. İki ülke uzun bir kara sınırını paylaşmaktadır. Enerji, ticaret, sınır güvenliği ve bölgesel dosyalar iki ülkeyi düzenli temas kurmaya yöneltmektedir. Türkiye-İran ilişkileri, dönemsel gerilimlere rağmen kurumsal diplomatik temasların sürdüğü bir ilişki biçimine sahiptir. İki ülke arasındaki ilişkilerde Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi mekanizması ve üst düzey temaslar, diplomatik ilişkinin kurumsal sürekliliğini göstermektedir. İran, Türkiye için komşu, bölgesel rakip, enerji muhatabı, güvenlik aktörü ve diplomatik temas gerektiren önemli bir ülkedir. Suriye iç savaşı, Irak’ın kuzeyindeki güvenlik dengesi, PKK/PJAK bağlantılı sınır aşan örgütler, Azerbaycan-Ermenistan hattı ve Körfez’deki askerî gerilimler Türkiye-İran ilişkilerini çok katmanlı hale getirmektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, t.y.-b).
Türkiye’nin İran politikasında nükleer mesele önemli bir yer tutmaktadır. İran’ın nükleer programı, ABD ile İran arasındaki yaptırım ve güvenlik krizinin merkezinde yer almaktadır. Nükleer mesele enerji güvenliği, ekonomik yaptırımlar ve bölgesel savaş riskiyle bağlantılıdır. İran’a yönelik askerî seçeneklerin gündeme gelmesi, Türkiye’nin yakın çevresinde daha geniş bir güvenlik krizine yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenle Türkiye, İran’ın nükleer programına ilişkin sorunların diplomasi yoluyla ele alınmasını desteklemektedir. İran nükleer programı üzerindeki denetim ve doğrulama süreçleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı raporları üzerinden takip edilmektedir (International Atomic Energy Agency, 2023).
Hakan Fidan döneminde Türkiye’nin İran merkezli diplomasisi geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir. Türkiye, ABD ile İran arasındaki nükleer müzakere sürecinde karar verici ana taraf konumunda yer almamaktadır. Buna karşın Ankara, İran’la ve ABD’yle temas kurabilen, Umman gibi arabulucu aktörlerle görüşebilen ve bölgesel savaş riskinin azaltılmasını savunan bir ülkedir. Hakan Fidan’ın 2026 yılında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile İstanbul’da gerçekleştirdiği görüşme, bu rolün somut örneklerinden biridir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026c). Fidan’ın nükleer dosyanın diğer sorun alanlarından ayrıştırılarak ele alınması gerektiği yönündeki yaklaşımı, müzakere gündemini yönetilebilir hale getirme çabası olarak okunabilir.
Türkiye’nin İran’ın diğer aktörlerle yaşadığı gerilimlerde üstlendiği diplomatik rol, arabuluculuk ve çatışma çözümü çerçevesinde değerlendirilebilir. Türkiye, İran’la aynı bölgesel alanda çıkar sahibi bir aktördür. Suriye’de, Irak’ta ve Güney Kafkasya’da doğrudan güvenlik ve dış politika önceliklerine sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin arabuluculuk diplomasisi, yalnızca tarafları resmî bir müzakere masasında buluşturma işleviyle sınırlı değildir. Tarafların beklentilerini anlamak, görüşme zemini oluşturmak, mesaj trafiğini sürdürmek, gündemi daraltmak ve askerî tırmanmayı önlemek de bu diplomatik işlevin parçaları arasında yer almaktadır. Üçüncü taraf aktörler, çatışma süreçlerinde kimi zaman doğrudan müzakereyi yöneten, kimi zaman ise iletişim kanallarını açık tutarak ve taraflar arasındaki temas imkânlarını çoğaltarak gerilimin kontrol altında tutulmasına katkı sağlayan bir konum üstlenebilmektedir (Bercovitch ve Jackson, 2009).
Hakan Fidan döneminde İran merkezli diplomasi, doğrudan ikili temaslar, bölgesel platformlar ve nükleer müzakere sürecine dolaylı katkı sağlayan diplomatik girişimler üzerinden şekillenmektedir. 2023 Tahran ziyareti, Türkiye-İran hattındaki doğrudan diplomatik temasların sürekliliğini göstermektedir. Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu gibi çok taraflı girişimler ise Türkiye’nin İran’la ilişkisini yalnızca ikili düzeyde değil, bölgesel denge arayışları içinde de ele aldığını ortaya koymaktadır. İstanbul, Cenevre ve Viyana hattında yürütülen ABD-İran nükleer diplomasisi bağlamında ise Ankara’nın temel önceliği, krizin askerî tırmanmaya dönüşmesini önlemek ve müzakere zemininin korunmasına katkı sağlamaktır. Bu çerçevede Türkiye’nin İran politikası, temasın sürekliliği, bölgesel dengenin korunması ve kriz azaltma arayışları etrafında gelişmektedir.
2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1. Çatışma Çözümü ve Kriz Yönetimi
Çatışma çözümü, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların diplomatik, siyasal ve kurumsal yollarla ele alınmasını ifade etmektedir. Bu yaklaşım, çatışmanın görünen belirtilerinden başlayarak anlaşmazlığın arkasındaki güvenlik kaygılarına, çıkar beklentilerine, kimlik algılarına ve güç dengesine yönelmektedir. Uluslararası çatışmalarda tarafların davranışları, mevcut askerî kapasite kadar tarihsel hafıza, ittifak ilişkileri, ekonomik maliyetler ve iç politika baskılarıyla da şekillenmektedir. Çatışma çözümü bu noktada yalnızca şiddetin durdurulmasına değil, taraflar arasındaki siyasal ilişkinin daha sürdürülebilir bir zemine taşınmasına odaklanmaktadır. Anlaşmazlığın yapısal nedenleri, tarafların güvenlik algıları ve kurumsal düzenleme ihtiyacı birlikte ele alındığında, çatışma çözümü kısa süreli ateşkeslerden daha geniş bir siyasal düzenleme arayışı olarak değerlendirilmektedir (Ramsbotham, Woodhouse ve Miall, 2011).
Kriz yönetimi, çatışma çözümünden daha sınırlı bir amaç taşımaktadır. Kriz yönetiminde temel hedef, çatışmanın yayılmasını, derinleşmesini ve askerî tırmanmaya dönüşmesini önlemektir. Bu yaklaşımda taraflar arasındaki temel anlaşmazlık tamamen çözülememektedir. Diplomatik temas, ara anlaşmalar, teknik görüşmeler ve dolaylı müzakere kanallarıyla krizin kontrol altında tutulması amaçlanmaktadır. Devletler arası krizlerde yanlış algı, sert söylem, askerî yığınak ve karşılıklı tehditler kısa sürede tırmanma üretebilmektedir. Kriz yönetimi, taraflar arasındaki iletişimin açık kalmasını sağlayarak bu tırmanmayı sınırlamaya çalışmaktadır (Wallensteen, 2018).
Zartman’ın uygun zaman ve olgunlaşma yaklaşımı, çatışma çözümü açısından önemli bir açıklama sunmaktadır. Bir çatışmanın çözüme yaklaşması için tarafların mevcut durumu sürdürülemez veya yüksek maliyetli görmesi ve çıkış arayışına yönelmesi gerekmektedir (Zartman, 2001). İran’ın nükleer programı etrafında şekillenen gerilimlerde bu koşul her dönemde aynı yoğunlukta ortaya çıkmamaktadır. Askerî tırmanma ihtimalinin güçlendiği, yaptırımların ekonomik baskıyı artırdığı veya bölgesel çatışma riskinin yükseldiği dönemlerde diplomatik seçenekler daha fazla önem kazanmaktadır. Türkiye’nin İran’a yönelik yaklaşımı da bu çerçevede kriz yönetimiyle yakından ilişkilidir. Ankara’nın temel önceliği, İran’la bağlantılı gerilimlerin bölgesel savaşa dönüşmesini engellemek ve müzakere ihtimalini canlı tutmaktır.
İran’ın nükleer programı ve bunun etrafında oluşan bölgesel güvenlik tartışmaları, kriz yönetimi kavramı açısından dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Nükleer faaliyetler, yaptırımlar, füze kapasitesi, bölgesel vekil aktörler, İsrail’le gerilim, Körfez güvenliği ve enerji piyasası aynı güvenlik ortamı içinde birbirini etkilemektedir. Bu kadar çok başlığın aynı anda çözülmesi güçtür. ABD, İran, İsrail, Körfez ülkeleri, Avrupa aktörleri ve bölgedeki devlet dışı yapılar farklı güvenlik algılarına sahiptir. Bu nedenle diplomatik ara aşamalar, ön temaslar, dolaylı görüşmeler ve teknik müzakereler önem kazanmaktadır. İran nükleer diplomasisinin Cenevre ve Viyana gibi merkezlerde tekrar tekrar gündeme gelmesi, kriz yönetiminin geçici bir tercih olmaktan ziyade süreklilik arz eden bir diplomatik ihtiyaç haline geldiğini göstermektedir.
2.2. Arabuluculuk Diplomasisi
Arabuluculuk, uyuşmazlık yaşayan taraflar arasında üçüncü bir aktörün iletişim, müzakere ve anlaşma zemini kurmaya çalışmasıdır. Arabuluculukta tarafların rızası, arabulucunun kabul edilebilirliği, güven ilişkisi, iletişim kanallarının açıklığı ve sürecin sürdürülebilirliği önem taşımaktadır. Arabuluculuk süreci doğrudan tarafların yerine karar verme anlamına gelmemektedir. Arabulucu aktör, tarafların pozisyonlarını anlamaya, iletişim kanallarını güçlendirmeye ve müzakereyi daha yönetilebilir hale getirmeye çalışmaktadır. Arabuluculuk diplomasisi, çatışmanın seyrini etkilemek için kullanılan esnek bir diplomatik araçtır (Bercovitch, 1992).
Uluslararası arabuluculukta hazırlık, rıza, kapsayıcılık, uluslararası hukukla uyum ve taraflarla güven ilişkisi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler’in Etkin Arabuluculuk Rehberi, arabuluculuk sürecinde tarafların ihtiyaçlarının, çatışmanın bağlamının ve arabulucunun kapasitesinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (Birleşmiş Milletler, 2012). Bu ilkeler, İran’ın nükleer programı ve bölgesel güvenlik başlıkları etrafında gelişen karmaşık krizlerde daha da önem kazanmaktadır, çünkü bu tür krizlerde doğrudan devletler arası anlaşmazlıklar, yaptırım rejimi, nükleer denetim mekanizmaları ve bölgesel güvenlik meseleleri aynı anda işlemektedir.
Devletler arası çatışmalarda arabulucunun tarafsızlığı önemli bir ilke olarak görülmekle birlikte, güncel arabuluculuk pratiklerinde tarafsızlık tek belirleyici ölçüt değildir. Arabulucunun taraflara erişebilmesi, güvenilir iletişim kanalları kurabilmesi, çatışma alanını okuyabilmesi ve tarafların pozisyonları arasında müzakere edilebilir bir alan oluşturabilmesi de arabuluculuk kapasitesinin temel unsurları arasında yer almaktadır. Bercovitch ve Jackson’a göre arabuluculuk, yalnızca pasif bir kolaylaştırma faaliyeti değil, taraflar arasındaki iletişim biçimini, gündem sıralamasını ve müzakere atmosferini etkileyebilen aktif bir diplomatik müdahale biçimidir (Bercovitch ve Jackson, 2009). Bu nedenle arabulucu aktörün sürece katkısı, çoğu zaman nihai anlaşma metninden önce, temas imkânlarının korunması ve gerilimin kontrol altında tutulması aşamasında görünür hale gelmektedir.
Arabuluculuk diplomasisi bakımından Türkiye’nin konumu, klasik tarafsızlık anlayışından ziyade temas kapasitesi, bölgesel erişim ve güvenlik gündemlerini birlikte okuyabilme becerisi üzerinden değerlendirilebilir. Türkiye, İran’ın dahil olduğu bölgesel meselelerde dışarıdan ve etkisiz bir gözlemci değildir. Suriye’de, Irak’ta ve Güney Kafkasya’da doğrudan güvenlik ve dış politika önceliklerine sahiptir. Buna rağmen Türkiye’nin İran’la, ABD’yle, Umman’la, Körfez ülkeleriyle ve Avrupa aktörleriyle konuşabilmesi diplomatik bir temas alanı oluşturmaktadır. Bu temas alanı, özellikle doğrudan müzakerelerin zorlaştığı dönemlerde mesajların iletilmesi, tarafların beklentilerinin anlaşılması ve müzakere gündeminin daha dar bir çerçevede ele alınması açısından önem taşımaktadır. Hakan Fidan’ın İstanbul’da Abbas Arakçi ile yaptığı görüşme ve nükleer meselenin diğer sorun alanlarından ayrıştırılarak ele alınması gerektiğine yönelik yaklaşımı, Türkiye’nin bu tür bir arabuluculuk ve kriz azaltma çizgisi içinde hareket ettiğini göstermektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026c).
2.3. Türkiye’nin Denge ve Kriz Azaltma Diplomasisi
Türkiye’nin dış politika pratiğinde arabuluculuk, bölgesel denge, güvenlik yönetimi ve çok taraflı diplomasi birlikte ilerlemektedir. Türkiye, uyuşmazlıkların barışçıl çözümünü dış politikasının önemli araçlarından biri olarak sunmaktadır. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde arabuluculuk faaliyetlerine katkı verdiğini belirtmektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, t.y.-a). Bu yaklaşım, Türkiye’nin kriz bölgelerine yakınlığından ve aktif dış politika arayışından beslenmektedir. Türkiye’nin dış politikadaki arabuluculuk rolü, diplomatik girişimlerle güvenlik kaygılarını aynı çerçevede bir araya getirmektedir.
Denge diplomasisi, bir devletin farklı güç merkezleriyle ilişkilerini aynı anda sürdürmeye çalıştığı bir dış politika pratiği olarak görülebilir. Türkiye’nin son yıllardaki dış politikası, Batı kurumlarıyla ilişkileri korurken Rusya, İran, Körfez ülkeleri ve bölgesel aktörlerle temas kuran çok yönlü bir çizgi göstermektedir. Bu çizgi, stratejik özerklik arayışıyla da ilişkilendirilmektedir. Türkiye’nin Batı ittifakı içinde yer alırken farklı bölgesel aktörlerle müzakere kanalları açması, dış politika manevra alanını genişletme çabasıyla bağlantılıdır (Kutlay ve Öniş, 2021). Yeni Türk dış politikasında çok yönlü temas, bölgesel aktiflik ve arabuluculuk girişimleri daha belirgin hale gelmiştir (Öniş, 2011).
Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerde Ankara’nın yaklaşımı, krizleri sınırlamaya dönük diplomatik bir çizgi üzerinden gelişmektedir. Türkiye, İran’la temaslarında enerji, sınır güvenliği, terörle mücadele, göç, yaptırımlar ve bölgesel savaş riski gibi başlıkları birlikte ele almaktadır. Bu alanların her biri müzakere kanallarının açık tutulmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin İran’la ilişkilerinde kopuşu önleyen en önemli unsurlardan biri, güvenlik ve ekonomi başlıklarının aynı diplomatik çerçevede tutulmasıdır. Türkiye’nin denge diplomasisi bu bağlamda somut bir dış politika aracı niteliği kazanmaktadır. Ankara, İran’la rekabet ettiği alanlarda kendi güvenlik çıkarlarını korurken, İran’ın dahil olduğu krizlerde diplomatik temas imkânını da sürdürmektedir.
Hakan Fidan döneminde bu anlayış, güvenlik önceliklerini daha açık biçimde içeren bir diplomatik söylemle ifade edilmektedir. Fidan’ın açıklamalarında bölgesel sahiplenme, askerî seçeneklere karşı durma, müzakere masasına çağrı ve sorunların ayrı ayrı ele alınması gibi ifadeler öne çıkmaktadır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026b). Bu söylem, Türkiye’nin İran merkezli diplomasisini kriz azaltma odaklı bir dış politika yaklaşımına yaklaştırmaktadır. Türkiye, tarafların pozisyonlarını anlamaya çalışan, müzakere ihtimalini canlı tutan ve bölgesel tırmanmayı sınırlamaya çalışan bir çizgide hareket etmektedir.
3. TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİNİN BÖLGESEL ARKA PLANI
Türkiye ve İran ilişkileri tarihsel olarak rekabet ve iş birliği dengesinde gelişmiştir. İki ülke geniş bir coğrafi etki kapasitesine sahiptir. Farklı siyasal sistemlere, farklı ittifak ilişkilerine ve farklı güvenlik anlayışlarına sahiptirler (Öniş, 2011). Türkiye NATO üyesi bir ülkedir. İran ise Batı merkezli güvenlik mimarisine mesafeli yaklaşmakta ve bölgesel politikasını daha özerk bir güvenlik anlayışı üzerine kurmaktadır. Bu fark, iki ülkenin Orta Doğu ve Kafkasya’daki gelişmelere bakışını etkilemektedir. Türkiye-İran ilişkileri, ideolojik veya mezhepsel farklılıklara indirgenemeyecek kadar geniştir. Enerji, ticaret, sınır güvenliği, Irak’ın toprak bütünlüğü, Suriye’deki güç dengesi ve Güney Kafkasya’daki ulaşım hatları iki ülkenin ilişkilerini birlikte şekillendirmektedir. Türkiye ve İran arasında dönemsel rekabet alanları bulunsa da iki ülke birbirini tamamen dışlayan bir diplomatik çizgi izlememektedir. Enerji ticareti, sınır güvenliği, Irak’ın toprak bütünlüğü, terörle mücadele ve bölgesel istikrar iki ülke arasında temas gerektiren alanlardır. Türkiye-İran ilişkilerinde güvenlik ve ekonomi başlıklarının birlikte ilerlemesi, iki ülkeyi düzenli diplomatik temas kurmaya yöneltmektedir (Sayın ve Kılıncarslan, 2019). İran’ın Türkiye açısından enerji tedarikçisi olması, Türkiye’nin İran açısından ticaret ve transit bağlantı sağlayan bir ülke olarak görülmesi ilişkilerin kopmasını sınırlayan ekonomik unsurlar arasında yer almaktadır (Kanapiyanova, 2017).
Suriye iç savaşı, Türkiye ve İran arasındaki rekabeti açık biçimde görünür kılmıştır. İran, Esad yönetimini bölgesel stratejisinin önemli parçası olarak desteklemiştir. Türkiye ise Suriye’de sınır güvenliği, göç yönetimi ve kuzey Suriye’deki örgüt yapılanmaları nedeniyle farklı öncelikler geliştirmiştir. İran’ın Suriye’deki varlığı, Lübnan Hizbullahı ve Irak-Suriye hattındaki bağlantılarla birlikte değerlendirilmelidir. Türkiye açısından Suriye sahası sınır güvenliği, mülteci hareketleri ve terörle mücadele gündemiyle bağlantılıdır. Bu farklılık, iki ülke arasında rekabet üretmektedir. Aynı zamanda iki ülkenin doğrudan temas kurmasını zorunlu hale getirmektedir (Sinkaya, 2015).
Suriye iç savaşında Türkiye ve İran arasındaki farklı öncelikler, Astana süreciyle birlikte doğrudan diplomatik temas zeminine taşınmıştır. Astana süreci, 2017’den itibaren Türkiye, Rusya ve İran’ın garantör aktörler olarak katıldığı, Suriye krizinde sahadaki gerilimi azaltmayı ve taraflar arasında müzakere kanalı oluşturmayı amaçlayan bir diplomatik mekanizmadır. Bu süreç, Suriye meselesine nihai siyasal çözüm üreten bir platform olmaktan çok, çatışmaların belirli bölgelerde sınırlandırılması, insani geçişlerin kolaylaştırılması, askerî hareketliliğin kontrol altında tutulması ve taraflar arasında teknik temasların sürdürülmesi bakımından önem kazanmıştır. Türkiye süreçte sınır güvenliği, göç baskısı ve kuzey Suriye’deki örgüt yapılanmalarını öncelemiştir. İran ise Esad yönetiminin devamlılığını ve Şam-Tahran hattındaki stratejik etkinliğini korumaya çalışmıştır. Bu nedenle Astana süreci, Türkiye ve İran’ın aynı hedeflere yöneldiği bir uzlaşı zemini değil, farklı çıkarların diplomatik temas yoluyla yönetildiği bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir (Cengiz, 2020).
Irak merkezli güvenlik meseleleri de Türkiye-İran ilişkilerinde güvenlik boyutunu güçlendirmektedir. Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığını ulusal güvenlik tehdidi olarak görmektedir. İran ise PJAK ve İranlı Kürt gruplar üzerinden sınır güvenliği kaygısı taşımaktadır. PKK/PJAK yapılanması, Türkiye-İran ilişkileri üzerinde güvenlik merkezli bir etki üretmektedir (Ismail, 2018). Kerkük, Türkmen varlığı, Irak iç siyaseti ve enerji hatları Türkiye açısından ayrıca önemlidir. Irak sahası, Türkiye ve İran’ın bazı başlıklarda benzer riskleri gördüğü, bazı başlıklarda farklı etki alanları kurmaya çalıştığı karmaşık bir alandır. İran-Irak Savaşı sonrası dönemde sınır bölgelerinde güvenlik ve terör bağlantılı meseleler Türkiye açısından daha görünür hale gelmiştir (Özdemir, 2020).
Irak ve Suriye’deki güvenlik merkezli rekabetin yanında, Güney Kafkasya da Türkiye-İran ilişkilerinde son yıllarda daha fazla önem kazanan bölgesel alanlardan biridir. Azerbaycan’ın Karabağ’da elde ettiği askerî ve diplomatik üstünlük, Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırmıştır. İran ise kuzey sınırlarında oluşabilecek yeni koridorlar, transit hatlar ve bölgesel güç dengesindeki değişim nedeniyle dikkatli bir politika izlemektedir. Türkiye’nin Azerbaycan’la yakınlığı ve İran’ın Ermenistan üzerinden kurduğu denge, Güney Kafkasya’yı iki ülke ilişkilerinde hassas bir alan haline getirmektedir (Mohammadi Ghanbarlou, 2023). Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, İran ve Gürcistan’ın katılımıyla düşünülmüş olan 3+3 bölgesel iş birliği fikri, Güney Kafkasya’daki güvenlik, ulaşım ve normalleşme başlıklarının bölge ülkeleri tarafından ele alınmasına dayanmaktadır (Dilaver, 2021).
Bunlara ek olarak, enerji ticaretine ilişkin meseleler de Türkiye-İran ilişkilerinin temel parçalarından biridir. İran’ın doğal gaz kaynakları ve Türkiye’nin transit ülke konumu iki ülkeyi ekonomik olarak birbirine bağlamaktadır. İran nükleer anlaşmasının geleceği, yaptırımlar ve enerji piyasaları açısından Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir. İran’ın uluslararası ekonomik sistemle daha fazla bütünleşmesi, Türkiye-İran ticaretinin ve enerji ilişkilerinin yönünü etkileyebilecek niteliktedir (Kanapiyanova, 2017).
Hakan Fidan’ın dışişleri bakanı olduğu ve bölgesel temasların yoğunlaştığı dönemde İran’la ilişkiler, Türkiye açısından çok katmanlı bir dış politika alanı haline gelmiştir. Bu ilişkiler Suriye’deki askerî ve siyasi gelişmelerden, Irak’ın kuzeyindeki güvenlik tehditlerinden, Güney Kafkasya’daki ulaşım ve sınır tartışmalarından, enerji ticaretinden ve İran’a uygulanan yaptırımlardan etkilenmektedir. Astana süreci, Türkiye’nin İran’la her konuda aynı çizgide bulunmadığı halde ortak diplomatik zeminlerde hareket edebildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ankara’nın yaklaşımı, İran’la yaşanan görüş ayrılıklarını tamamen ortadan kaldırmaktan çok, bu görüş ayrılıklarını kontrol edilebilir bir diplomatik çerçevede tutmaya yöneliktir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin hem kendi güvenlik çıkarlarını koruma hem de bölgesel krizlerin savaş riskini artırmasını önleme arayışıyla uyumludur.
4. HAKAN FİDAN DÖNEMİNDE TÜRKİYE-İRAN TEMASLARI
4.1. 2023 Tahran Ziyareti
Hakan Fidan’ın 3 Eylül 2023’te Tahran’a yaptığı ziyaret, dışişleri bakanlığı dönemindeki ilk önemli İran temaslarındandır. Fidan, bu ziyaret kapsamında İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile görüşmüş ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından kabul edilmiştir. Görüşmelerde Sekizinci Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi hazırlıkları, ortak sınır güvenliği, terörle mücadele, ticaret, ulaştırma, enerji ve yükseköğrenim gibi ikili başlıklar ele alınmıştır. Tahran ziyaretinde bölgesel meseleler de geniş biçimde gündeme gelmiştir. Suriye, Irak, Filistin, Güney Kafkasya, Yemen, Afganistan, Libya ve Ukrayna gibi dosyaların ele alınması, İran’ın Türkiye açısından birçok bölgesel krizle ilişkili bir aktör olduğunu göstermektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2023a). Fidan’ın Tahran’daki temasları, Türkiye’nin İran’la sorunlu alanlarda da diplomatik kanalları açık tuttuğunu ortaya koymaktadır. İran açısından da Türkiye, Batı kurumlarıyla ilişkilerini sürdüren, NATO üyesi olan ve aynı zamanda İran’la sınır komşuluğu bulunan önemli bir bölgesel muhatap konumundadır.
Bu ziyaret, Hakan Fidan’ın dışişleri bakanlığı görevine başlamasından kısa süre sonra İran’la üst düzey temas kurması nedeniyle özel bir önem arz etmektedir. Türkiye, İran’la ilişkilerini bölgesel istikrarın parçası olarak değerlendirmektedir. Güncel dış politika koşullarında İran’la iletişim kurmak, Suriye ve Irak başta olmak üzere birçok alanda krizlerin yönetilmesi için gereklidir. Hakan Fidan, Tahran’daki temasları sırasında Türkiye ve İran’ın bölgenin iki büyük ülkesi olarak barış ve istikrar konusunda sorumluluk taşıdığına dair bir konuşma gerçekleştirmiştir (Daily Sabah, 2023).
Şekil 1. Hakan Fidan ve Abbas Arakçi’nin Tahran’da gerçekleştirdiği ortak basın toplantısı.
Tahran ziyareti, Türkiye’nin İran politikasında güvenlik diplomasisinin önemini de göstermektedir. Fidan’ın güvenlik bürokrasisi geçmişi, terörle mücadele, sınır güvenliği ve Irak-Suriye hattındaki gelişmelerin görüşmelerde öne çıkmasını daha anlaşılır hale getirmektedir. İran’la doğrudan temas, Türkiye açısından bölgesel krizleri kontrol altında tutmanın araçlarından biridir.
4.2. 2023 Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu
23 Ekim 2023’te Tahran’da düzenlenen Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu toplantısı, Türkiye-İran temaslarının çok taraflı boyutunu göstermektedir. Platformda, Türkiye, İran, Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya, aynı diplomatik zeminde bir araya gelmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2023b). Toplantıda bölgesel sorunların diyalog yoluyla ele alınması, Güney Kafkasya’da kalıcı barışın desteklenmesi ve bölge ülkeleri arasında temas kanallarının açık tutulması öne çıkmıştır (Altun, 2023). Hakan Fidan’ın bu toplantıya katılması, Türkiye’nin İran ev sahipliğinde yürütülen bölgesel diplomasiyi benimsediğini göstermektedir.
Şekil 2. Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda Ermenistan, Azerbaycan, İran, Rusya ve Türkiye dışişleri bakanları
Güney Kafkasya’daki temel sorun, Azerbaycan-Ermenistan hattındaki barış arayışları ve bölgesel ulaşım hatlarının geleceğidir. Türkiye, Azerbaycan’la güçlü stratejik ilişkilere sahiptir. İran ise bölgesel koridorlar, sınır değişimi tartışmaları ve Ermenistan bağlantısı nedeniyle hassas davranmaktadır. Tahran’daki toplantı, bu farklı hassasiyetlerin aynı masa etrafında konuşulmasını sağlamıştır. Hakan Fidan, TBMM bütçe konuşmasında 3+3 Platformu’nun ilk kez dışişleri bakanları düzeyinde Tahran’da toplandığını belirtmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2023c). Bu da platformun Türkiye açısından kurumsal önem taşıdığını göstermektedir.
Güney Kafkasya Platformu, klasik arabuluculuk örneğinden çok, çok taraflı bölgesel kriz yönetimi örneği olarak değerlendirilebilir. Katılımcı ülkeler sahadaki gelişmelerden doğrudan etkilenen aktörlerdir. Türkiye’nin Azerbaycan’la yakınlığı ve İran’ın bölgesel denge kaygısı, platformun diplomatik anlamını güçlendirmektedir. Farklı çıkarların aynı zeminde ifade edilmesi, bölgesel gerilimlerin daha kontrollü biçimde yönetilmesine katkı sağlayabilir. 3+3 bölgesel iş birliği fikri, Güney Kafkasya’daki sorunların bölge ülkeleri arasında ele alınmasını ve dış aktörlerin etkisinin sınırlanmasını hedefleyen bir anlayışa dayanmaktadır (Dilaver, 2021). Tahran toplantısı, Hakan Fidan döneminde Türkiye’nin İran’la yürüttüğü temasların bölgesel sorunları müzakere edilebilir bir zeminde tutmaya çalıştığını gösteren bir örnektir.
Türkiye açısından bu toplantının bir başka önemi, İran’ın ev sahipliğinde yapılan bir platforma dışişleri bakanı düzeyinde katılım sağlanmasıdır. Ankara, İran’la rekabet ettiği Güney Kafkasya gibi bir alanda bile diplomatik zeminde yer almayı tercih etmiştir. Bu husus, Türkiye’nin, temas ve müzakere kanallarını açık tutan bir diplomatik anlayışla yönetmeye çalıştığını göstermektedir. Bölgesel krizlerde diplomasinin sürekliliği, tarafların pozisyonlarını karşılıklı olarak görünür kılmasına ve gerilimin kontrollü biçimde ele alınmasına imkân vermektedir.
4.3. Türkiye’nin Sınır Güvenliği ve Terörle Mücadele Endişeleri
Türkiye’nin İran’la temaslarında sınır güvenliği ve terörle mücadele önemli yer tutmaktadır. PKK, PJAK, Irak’ın kuzeyi ve Suriye sahasındaki örgüt yapılanmaları Türkiye’nin İran’a yönelik güvenlik yaklaşımını etkilemektedir. İran da sınır aşan Kürt gruplar ve Irak merkezli güvenlik riskleri konusunda hassasiyet taşımaktadır. Bu nedenle sınır güvenliği, iki ülke arasında hem ortak kaygılar hem de farklı öncelikler üreten bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Türkiye açısından Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığı, Suriye’nin kuzeyindeki örgüt yapılanmaları ve bu alanlar arasındaki geçişkenlik ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendirilmektedir. İran açısından ise PJAK ve İranlı Kürt grupların sınır hattındaki hareketliliği benzer bir güvenlik kaygısı üretmektedir. PKK/PJAK meselesi, Türkiye-İran ilişkilerinde güvenlik merkezli bir sorun oluşturmakta ve iki ülkenin sınır aşan tehdit algılarını doğrudan etkilemektedir (Ismail, 2018).
Hakan Fidan’ın 2026 yılında Abbas Arakçi ile yaptığı ortak basın toplantısında PKK/PJAK’ın hem Türkiye hem İran için tehlike oluşturduğunu söylemesi, güvenlik başlığının sürekliliğini göstermektedir. Türkiye, İran’la diplomatik temas kurarken sınır güvenliği, terörle mücadele ve Irak-Suriye hattındaki gelişmeleri ana gündem içinde tutmaktadır. İran-Irak sınırı, Türkiye-Irak sınırı ve Suriye’nin kuzeyi birbirinden kopuk alanlar olarak işlememektedir. Bölgedeki örgüt hareketliliği, silah ve insan geçişleri, yerel silahlı aktörlerin değişen ittifakları ve sınır hattındaki devlet otoritesi sorunları, Türkiye ve İran açısından güvenlik risklerini birbirine bağlamaktadır. İki ülke arasındaki diplomatik temaslarda, Irak ve Suriye sahalarındaki gelişmeler de güvenlik gündeminin parçası haline gelmektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026b).
Türkiye ve İran güvenlik konularında her zaman aynı pozisyonda hareket etmemektedir. Suriye’de Türkiye, sınır güvenliği ve kuzeydeki örgüt yapılanmalarının engellenmesini öncelemekte; İran ise Esad yönetiminin ayakta kalmasını ve Şam üzerinden kurduğu bölgesel etkinliğin korunmasını önemsemektedir. Irak’ta da Türkiye PKK varlığını doğrudan güvenlik tehdidi olarak görürken, İran Irak iç siyaseti, Şii gruplar üzerindeki etkisi ve kendi sınır güvenliği üzerinden daha farklı bir öncelik sıralaması izlemektedir. Buna rağmen doğrudan temasın sürmesi, bu farklılıkların tamamen kopuşa dönüşmesini sınırlamaktadır. Türkiye-İran güvenlik ilişkisinde taraflar birbirlerinin bölgesel amaçlarına temkinli yaklaşmakta, ancak sınır aşan örgüt hareketliliği, Irak ve Suriye kaynaklı istikrarsızlık ve bölgesel çatışma riski gibi alanlarda iletişim kanallarını açık tutmaya ihtiyaç duymaktadır (Sarı, 2018).
5. CENEVRE-VİYANA HATTINDAKİ ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ
5.1. İstanbul Görüşmeleri
Cenevre-Viyana hattındaki ABD-İran nükleer görüşmelerinin arka planında İstanbul’daki Fidan-Arakçi teması önemli bir yer tutmaktadır. Hakan Fidan, 30 Ocak 2026’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi İstanbul’da ağırlamıştır. Görüşme sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında bölgesel istikrar, İran’ın iç gelişmeleri, PKK/PJAK tehdidi, ABD-İran nükleer müzakereleri, Gazze, Suriye ve Irak gibi başlıklar ele alınmıştır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026a; T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026b). İstanbul görüşmesi, ABD-İran nükleer hattına bağlanan diplomatik sürecin Türkiye açısından önemli eşiklerinden biri olmuştur.
Fidan’ın açıklamalarında askerî seçeneğe karşı müzakere vurgusu açık biçimde yer almaktadır. Fidan, İran ile ABD arasındaki nükleer müzakerelerin yapıcı zeminde başlamasının bölgesel gerilimin azaltılması bakımından önem taşıdığını belirtmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026b). Bu yaklaşım, çatışma çözümü açısından gündem daraltma ve müzakereyi yönetilebilir hale getirme çabasıdır. ABD-İran anlaşmazlığında nükleer program, balistik füze kapasitesi, bölgesel vekil aktörler, yaptırımlar ve rejim güvenliği gibi başlıklar iç içe geçmektedir. Bütün başlıkların aynı anda ele alınması müzakereyi zorlaştırmaktadır. Fidan’ın önerdiği yaklaşım, nükleer dosyanın müzakere edilebilir alan haline gelmesini amaçlamaktadır.
Şekil 3. Abbas Arakçi ve Hakan Fidan’ın İstanbul görüşmesi
Fidan’ın 9 Şubat 2026 tarihli mülakatında dile getirdiği yaklaşım, önce nükleer dosyanın ele alınması gerektiği yönündedir. Fidan, 30 Ocak İstanbul görüşmelerinden sonra iki tarafla da temas kurulduğunu ve müzakerelerin nükleer dosyadan başlamasının önemli bir karar olduğunu belirtmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026c). Bu ifade, Türkiye’nin görüşme sürecine arka plan diplomasisiyle katkı sunduğunu göstermektedir. Fidan’ın İran’ın nükleer başlıklara odaklanma iradesini gördüğünü ve bu yaklaşımı Amerikalı muhataplara aktardığını söylemesi, mesaj taşıma ve gündem kolaylaştırma işlevi bakımından önemlidir.
İstanbul görüşmeleri, Türkiye’nin doğrudan masa aktörü olmadan da sürece katkı verebildiğini ortaya koymaktadır. Türkiye, İran’ın nükleer dosyaya odaklanma eğilimini değerlendirmiş ve ABD tarafıyla temas kurmuştur. Ankara’nın İran ile ABD arasında mesaj ilettiği ve doğrudan müzakereleri teşvik ederek gerilimi azaltmaya çalıştığı belirtilmektedir (Reuters, 2026a). Bu durum, Türkiye’nin nükleer müzakere sürecinde karar verici taraflardan biri olmamasına rağmen görüşme zemininin korunmasına katkı sunabildiğini göstermektedir. Türkiye’nin rolü, tarafların birbirlerinin pozisyonlarını daha doğru anlamasına yardımcı olmak ve diplomatik çözüm ihtimalini güçlendirmek şeklinde açıklanabilir.
5.2. Cenevre Görüşmeleri
İstanbul’da oluşan diplomatik temas zemininin ardından ABD ile İran arasındaki nükleer konulara ilişkin görüşmeler 2026 Şubat ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde devam etmiştir. Cenevre görüşmeleri, Umman’ın arabuluculuğunda yürütülen dolaylı müzakere sürecinin parçası olarak gelişmiştir. 26 Şubat 2026’da yapılan görüşmelerin olumlu geçtiği, ABD adına Steve Witkoff ve Jared Kushner’in sürece katıldığı, İran tarafında ise Abbas Arakçi’nin müzakereleri değerlendirdiği aktarılmıştır. Görüşmelerde nükleer faaliyetler ve yaptırımların aynı müzakere çerçevesi içinde ele alındığı belirtilmiştir (Çopur ve Dursun, 2026).
Umman’ın arabuluculuk rolü bu süreçte merkezi konumdadır. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, ABD ve İran arasındaki müzakerelerde önemli ilerleme kaydedildiğini ve teknik düzeydeki görüşmelerin Viyana’da yapılacağını açıklamıştır. Süreçte taraflar önce 6 Şubat’ta Umman’da dolaylı müzakereler için bir araya gelmiş, ardından 17 Şubat’ta Cenevre’de temasları sürdürmüş ve 26 Şubat’ta yeniden Cenevre’de buluşmuştur (TRT Haber, 2026).
Şekil 4. Abbas Arakçi ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi’nin görüşmesi
Türkiye görüşmelerde arka plan diplomasisi yürüten bölgesel aktörlerden biri olarak değerlendirilebilir. İran-ABD nükleer müzakere süreci, Türkiye başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinin girişimleri ve Umman’ın arabuluculuğunda yeniden canlanmıştır (TRT Haber, 2026). Türkiye, İran ile ABD arasında gerilimi azaltmak ve doğrudan müzakereleri teşvik etmek amacıyla mesajlar iletmiştir (Reuters, 2026a). Bu çerçevede Ankara, doğrudan müzakere masasının ana tarafı olmadan, taraflarla kurduğu temaslar üzerinden süreci destekleyen bir konum üstlenmiştir.
Cenevre görüşmeleri, İran nükleer geriliminin askerî tırmanmaya dönüşmesini önleme çabasının parçasıdır. Türkiye açısından bu süreç, bölgesel savaş riskini azaltma anlamı taşımaktadır. Fidan, 3 Mart 2026 tarihli mülakatında İran merkezli savaş ihtimalinin yalnızca İran’la sınırlı kalmadığını, bölge ülkelerine, enerji altyapılarına ve enerji piyasalarına uzanan daha geniş bir risk alanı oluşturduğunu vurgulamıştır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026d). Ankara’nın katkısı, müzakerelerin sürdürülebilir bir zeminde ilerlemesini destekleyen ve askerî tırmanmanın bölgesel güvenlik krizine dönüşmesini sınırlamaya çalışan diplomatik bir çaba olarak değerlendirilebilir.
5.3. Viyana Görüşmeleri
Cenevre görüşmelerinin ardından Viyana hattında teknik görüşmelerin gündeme gelmesi, İran nükleer diplomasisinin iki aşamalı yapısını göstermektedir. Cenevre daha çok siyasal temas ve dolaylı görüşme zemini olarak öne çıkarken, Viyana teknik ayrıntıların ele alınacağı bir merkez niteliği taşımaktadır. Cenevre’deki ilerlemenin ardından teknik düzeydeki görüşmelerin Viyana’da yapılacağı açıklanmış, Abbas Arakçi de Viyana’da teknik düzeyde görüşmeler yapılmasının kararlaştırıldığını ifade etmiştir (TRT Haber, 2026; Çopur ve Dursun, 2026).
Şekil 5. Abbas Arakçi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Müdürü Rafael Grossi’nin görüşmesi.
Viyana’nın İran nükleer diplomasisindeki tarihsel önemi güçlüdür. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı Viyana’da kabul edilmiştir. Bu anlaşma, İran’ın nükleer faaliyetleri üzerindeki sınırlamalar ile yaptırımların kaldırılması arasında bir denge kurmayı hedeflemiştir (European External Action Service, 2021). Anlaşma, İran nükleer meselesinin teknik denetim ve siyasal güven ilişkisi üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı raporları da İran nükleer programının denetim ve doğrulama boyutunun uluslararası güvenlik açısından önemini korumaktadır (International Atomic Energy Agency, 2023).
Viyana teknik görüşmelerinde uranyum zenginleştirme, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumu, yaptırımlar, denetim mekanizmaları ve güvence düzenlemeleri öne çıkmaktadır. Fidan’ın 9 Şubat 2026 tarihli mülakatında İran’ın özellikle uranyum zenginleştirme uygulaması ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun geleceği üzerinde durduğunu belirtmesi, teknik müzakere başlıklarının siyasal görüşmelerden ayrı düşünülemeyeceğini göstermektedir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026c). Türkiye’nin diplomatik çözümü desteklemesi, sürecin askerî tırmanmaya dönüşmesini önleme amacıyla bağlantılıdır. Hakan Fidan’ın İstanbul’da ve sonrasında yürüttüğü temaslar, Viyana hattındaki teknik müzakere ortamının siyasal zeminini destekleyen unsur olarak değerlendirilebilir. İran-ABD anlaşması sonrasında Türkiye, Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme gibi güvenlik ve teknik katkıları değerlendirebilecek aktörlerden biri olarak öne çıkmıştır (Reuters, 2026b).
Şekil 6. Hürmüz Boğazı’nda gemiler ve tekneler, Umman, 24 Nisan 2026.
Ankara’nın katkısı, tarafları müzakere içinde tutma, nükleer başlığı daha yönetilebilir bir çerçeveye taşıma ve bölgesel gerilimin askerî çatışmaya dönüşmesini önleme hedefiyle açıklanabilir.
6. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Hakan Fidan döneminde Türkiye’nin İran’la yürüttüğü diplomasi, Türkiye’nin bölgesel güvenlik öncelikleri ve çok yönlü dış politika arayışı içinde değerlendirilmelidir. Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak Batı güvenlik mimarisi içinde yer almakta, diğer yandan İran, Rusya, Körfez ülkeleri, Umman ve Azerbaycan gibi aktörlerle doğrudan temas kurabilmektedir. Bu diplomatik hareket alanı, Ankara’nın İran merkezli krizlerde tamamen tarafsız bir arabulucu olmaktan çok, taraflarla konuşabilen ve gerilimin yayılmasını önlemeye çalışan bölgesel bir aktör olarak konumlanmasına imkân vermektedir. Türkiye’nin farklı güç merkezleriyle eş zamanlı ilişki kurma arayışı, stratejik özerklik yönelimiyle bağlantılıdır (Kutlay ve Öniş, 2021).
Türkiye’nin bölgedeki rolü, coğrafi yakınlık, güvenlik kaygıları ve diplomatik temas kapasitesinin birleşimiyle şekillenmektedir. İran’la sınır komşuluğu, Irak ve Suriye sahalarındaki örgüt hareketliliği, enerji ticareti, Güney Kafkasya’daki ulaşım hatları ve nükleer gerilimin bölgesel savaşa dönüşme riski Ankara’yı İran’la düzenli temas kurmaya yöneltmektedir. Türk dış politikasında son yıllarda çok yönlü temas, aktif diplomasi ve bölgesel krizlere müdahil olma eğilimi daha belirgin hale gelmiştir (Öniş, 2011). İran’la ilişkilerde bu eğilim daha hassas bir görünüm kazanmaktadır; çünkü Türkiye aynı anda hem rekabet alanlarını yönetmekte hem de güvenlik krizlerinin kontrolsüz biçimde genişlemesini önlemeye çalışmaktadır.
Türkiye’nin İran’la ilişkilerindeki diplomatik rolünün sınırları da bulunmaktadır. NATO üyeliği, Azerbaycan’la yakın ilişki, Suriye’deki güvenlik politikası ve İran’la farklı bölgesel hedefler Ankara’nın mutlak tarafsız bir aktör olarak görülmesini zorlaştırmaktadır. Buna rağmen bölgesel krizlerde etkili diplomasi her zaman tam tarafsızlık üzerinden işlememektedir. Sahadaki aktörleri tanıyan, taraflarla konuşabilen ve gerilimi sınırlayabilecek kanalları açık tutan ülkeler de işlevsel roller üstlenebilmektedir. Türkiye-İran ilişkilerinde rekabet ve iş birliğinin aynı anda var olması, Ankara’nın diplomatik temaslarını daha önemli hale getirmektedir (Sayın ve Kılıncarslan, 2019).
Hakan Fidan dönemindeki temaslar bu çerçeveyi somutlaştırmaktadır. 2023 Tahran ziyareti, sınır güvenliği, terörle mücadele, enerji, ticaret, Suriye, Irak ve Güney Kafkasya gibi başlıkların aynı diplomatik gündem içinde ele alındığını göstermiştir. Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu ise Türkiye’nin İran’la bölge ülkelerinin katıldığı ortak toplantılar üzerinden de diplomatik temas kurduğunu göstermiştir. İstanbul’da Abbas Arakçi ile yapılan görüşme, Cenevre’deki dolaylı ABD-İran temasları ve Viyana’da planlanan teknik görüşmeler ise Türkiye’nin, nükleer müzakere sürecine, diplomatik zemini destekleyen bir aktör olarak katkı sunduğunu göstermektedir. Türkiye’nin İran ile ABD arasında mesaj iletmesi ve doğrudan müzakereleri teşvik etmesi, bu arka plan diplomasisinin somut örneklerinden biridir (Reuters, 2026a).
Bu çalışmanın genel sonucu, Hakan Fidan döneminde Türkiye’nin İran’la ilişkilerinde güvenlik ve diplomasinin birlikte ilerlediğidir. Ankara, İran nükleer programının teknik ayrıntılarını belirleyen ana taraflardan biri değildir, ABD-İran mutabakatının doğrudan müzakerecisi de değildir. Buna karşılık Türkiye’nin rolü sembolik düzeyde kalmamaktadır. Fidan’ın nükleer görüşmelerin öncelikli olarak nükleer program üzerinden yürütülmesi gerektiğine yönelik yaklaşımı, müzakereyi daha açık ve yönetilebilir bir çerçeveye taşıma amacı taşımaktadır. Askerî seçeneğe karşı müzakere vurgusu da Türkiye’nin bölgesel savaş riskini sınırlama arayışıyla uyumludur.
Netice itibarıyla Türkiye, Hakan Fidan döneminde İran’la ilişkilerinde temas kanallarını açık tutan, bölgesel gerilimin yayılmasını önlemeye çalışan ve nükleer müzakere sürecinde diplomatik görüşmeleri destekleyen bir çizgi izlemiştir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin İran’la rekabet ettiği alanları ortadan kaldırmamaktadır; ancak Ankara’nın rekabeti kopuşa dönüştürmeden diplomasi yoluyla yönetmeye çalıştığını göstermektedir. Fidan’ın güvenlik bürokrasisi geçmişi de bu politikanın daha pratik, krizlere duyarlı ve güvenlik önceliklerini dikkate alan bir dış politika anlayışıyla yürütülmesine katkı sağlamaktadır.
KAYNAKÇA
Altun, T. (2023). Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’nin kalıcı barış için diyaloğun yanında olduğunu vurguladı. Anadolu Ajansı. Erişim adresi: https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-turkiyenin-kalici-baris-icin-diyalogun-yaninda-oldugunu-vurguladi/3030247
Bercovitch, J. (1992). The structure and diversity of mediation in international relations. J. Bercovitch ve J. Z. Rubin (Ed.), Mediation in international relations: Multiple approaches to conflict management içinde (ss. 1-29). St. Martin’s Press.
Bercovitch, J., ve Jackson, R. (2009). Conflict resolution in the twenty-first century: Principles, methods, and approaches. University of Michigan Press.
Birleşmiş Milletler. (2012). Etkin Arabuluculuk Rehberi. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/site_media/html/uyusmazliklarin-cozumu-ve-arabuluculuk/Ek-1-BM_Etkin_Arabuluculuk_Rehberi_Turkce.pdf
Cengiz, S. (2020). Assessing the Astana peace process for Syria: Actors, approaches, and differences. Contemporary Review of the Middle East, 7(2), 200–214.
Çopur, H., ve Dursun, A. (2026). ABD medyası: Cenevre’deki ABD-İran nükleer görüşmeleri “olumlu” geçti. Anadolu Ajansı. Erişim adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-medyasi-cenevredeki-abd-iran-nukleer-gorusmeleri-olumlu-gecti/3841296
Daily Sabah. (2023, 3 Eylül). Turkish FM emphasizes importance of cooperation in Iran visit. Erişim adresi: https://www.dailysabah.com/politics/diplomacy/turkish-fm-emphasizes-importance-of-cooperation-in-iran-visit
Dilaver, T. (2021). Altılı platform. IRS Miras, 20, 38-45.
European External Action Service. (2021). Nuclear agreement – JCPOA. Erişim adresi: https://www.eeas.europa.eu/eeas/nuclear-agreement-%E2%80%93-jcpoa_en
International Atomic Energy Agency. (2023). IAEA and Iran: IAEA Board reports. Erişim adresi: https://www.iaea.org/newscenter/focus/iran/iaea-and-iran-iaea-board-reports
Ismail, Z. A. (2018). PKK/PJAK’ın Türkiye-İran ilişkileri üzerindeki etkisi (1979-2015) [Yüksek lisans tezi, Sakarya Üniversitesi].
Kanapiyanova, Z. (2017). İran’ın “Ortak Kapsamlı Eylem Planı” sonrası enerji politikaları üzerine çıkarımlar. Ege Academic Review, 17(4).
Kutlay, M., ve Öniş, Z. (2021). Turkish foreign policy in a post-Western order: Strategic autonomy or new forms of dependence? International Affairs, 97(4), 1085-1104.
Millî İstihbarat Teşkilatı. (t.y.). Hakan Fidan. Erişim adresi: https://www.mit.gov.tr/en/lider_hakan-fidan_44.html
Mohammadi Ghanbarlou, R. (2023). Türkiye ve İran’ın Güney Kafkasya’da kültürel rekabeti. SDE Akademi Dergisi, 3(3), 422-445.
Öniş, Z. (2011). Multiple faces of the “new” Turkish foreign policy: Underlying dynamics and a critique. Insight Turkey, 13(1), 47-65.
Özdemir, S. (2020). İran-Irak Savaşı: Türkiye sınırlarında terörizme etkisi. Gazi Akademik Bakış, 13(26), 49–77.
Ramsbotham, O., Woodhouse, T., ve Miall, H. (2011). Contemporary conflict resolution (4. bs.). Polity.
Reuters. (2026a,). Turkey conveying messages between Iran-US, ruling party official says. Erişim adresi: https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-conveying-messages-between-iran-us-ruling-party-official-says-2026-03-25/
Reuters. (2026b). Turkey may consider role in Hormuz demining after Iran-US deal, minister says. Erişim adresi: https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-may-consider-role-hormuz-demining-after-iran-us-deal-minister-says-2026-04-25/
Sarı, B. (2018). The strategic interaction between Turkey and Iran in the Syrian crisis: A game theoretical analysis of the time frame from 2011 to 2015. Bilig, 87, 203-227.
Sayın, Y., ve Kılıncarslan, İ. Y. (2019). Rekabet ve iş birliği denkleminde Türkiye-İran ilişkileri: Suriye krizi örneği. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 3(2), 237-257.
Sinkaya, B. (2015). Suriye krizi karşısında İran’ın tutumu ve Şam-Tahran ittifakının temelleri. Akademik Orta Doğu, 10(1), 131–160.
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2023a). Sayın Bakanımızın İran ziyareti, 3 Eylül 2023, Tahran. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-iran-ziyareti--3-eylul-2023--tahran.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2023b). Sayın Bakanımızın Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu Toplantısı’na katılması, 23 Ekim 2023, Tahran. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-guney-kafkasya-bolgesel-isbirligi-platformu-toplantisi-na-katilmasi-23-10-2023-tahran.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2023c). Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın TBMM Genel Kurulu bütçe konuşması. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakanimiz-sayin-hakan-fidan-in-tbmm-genel-kurulu-butce-konusmasi.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026a). Sayın Bakanımızın İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmesi, 30 Ocak 2026, İstanbul. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-iran-disisleri-bakani-abbas-arakci-ile-gorusmesi--30-ocak-2026--istanbul.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026b). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ortak basın toplantısı. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-hakan-fidan-in-iran-disisleri-bakani-abbas-arakci-ile-ortak-basin-toplantisi--30-ocak-2026.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026c). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın CNN Türk’e verdiği mülakat. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-hakan-fidan-in-cnn-turk-e-verdigi-mulakat-9-subat-2026.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026d). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın TRT Haber’e verdiği mülakat. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-hakan-fidan-in-trt-haber-e-verdigi-mulakat-3-mart-2026.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.-a). Uyuşmazlıkların barışçıl çözümü ve arabuluculuk. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/uyusmazliklarin-cozumu-ve-arabuluculuk.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.-b). Türkiye-İran siyasi ilişkileri. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/turkiye-iran_siyasi-iliskileri.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.-c). Minister. Erişim adresi: https://www.mfa.gov.tr/minister-of-fa-info.en.mfa
TRT Haber. (2026). Umman Dışişleri Bakanı: ABD ve İran arasındaki müzakerelerde önemli ilerleme kaydedildi. Erişim adresi: https://www.trthaber.com/haber/dunya/umman-disisleri-bakani-abd-ve-iran-arasindaki-muzakerelerde-onemli-ilerleme-kaydedildi-935644.html
Wallensteen, P. (2018). Understanding conflict resolution (5. bs.). SAGE.
Zartman, I. W. (2001). The timing of peace initiatives: Hurting stalemates and ripe moments. The Global Review of Ethnopolitics, 1(1), 8-18.




Yorumlar